21 Mayıs 2015 Perşembe

Brugge: Okyanus Kıyısında Bir Akşam

Daha önce masal kenti Brugge'dan şurada bahsetmiş, burada ise bu güzel şehirden alınabilecek birkaç hediyelik eşya önerisi vermiştim. 

Bugün Brugge ile ilgili bahsetmek istediğim konuya gelirsem: Beni hayatımdaki ilk kez hissettiğim hislerle tanıştıran bir okyanus kıyısı burası... Brugge Seafront Zeebrugge, işte şu kırmızı işaret biziz;

Nedir o kadar farklı hissettiğin şey? derseniz, az sonra geleceğim oraya. Önce Brugge'a doymuş vaziyette akşamı ederken çektiğim birkaç fotoğraf gelsin. En üstteki iki fotoğraf Brugge merkezinden. Diğerleri ise merkezin biraz dışındaki, upuzun, "enteresan" bir kumsaldan...



Öncelikle, kumsala girerken ilk gördüğümüz manzara bu oldu. Güneş iyiden iyiye batmaya başlamış; köpeğiyle beraber koşturan adam yavaş yavaş evine doğru yol alıyor. Hislere gelirsem, nasıl anlatsam, nasıl betimlesem bilemiyorum. Bir defa "bir filmin içinde olduğumu" hissediyorum burada, diğer bir yandan garip bir güvensizlik, yabancılık seziyorum kendimde. Pek aidiyet insanı değilimdir -veya bana öyle geliyor- fakat burada garip bir "çıt çıkmama" hali var. Uzaklar tertemiz görünüyor, ışıkları yanıp sönen rüzgar güllerine bakarken zaman donuyor sanki... Evet, burada gerçekten sessizliğin sesini dinliyoruz.



Sahile bakan kısımda ise böyle, İzmir'i andıran apartmanlar var.
İstanbul insanları için zaten her yer "ıssız"; ama adeta insan görmüyoruz burada. Doğru kelime kesinlikle "sükut".


Sonra denize yaklaşıyorum heyecanla. Bir defa benim alıştığım masmavi sular yok. Hatta sular baya uzakta, çünkü deniz oldukça geri çekilmiş. Hafif sulu toprak kalmış geride; yaklaştıkça kumda zıplayan milyonlarca küçük organizma farkediyorum; beni Çeşme'ye geri götürüün!


Enteresan bir yer burası; ilk kez tattığım bu enerji kulaklarımı çınlatıyor. Hani bazen, bazı durumlarla karşılaşırsınız ve "Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim." dersiniz. Yepyeni bir renk girer zihninize... Burası da aynen öyleydi benim için. 


Biraz derin gidiyorduk ama, evet gerçekten bu yazı karpuzla sonlanacak. :) Yahu işin kısası, gitmişken oturur bir şeyler yeriz dedik; kuzey karpuzları da böyle mini mini olunca bir tane attık sepete. 
Bu arada hafif bir üşüme geliyor...


Bu da doğu-batı sentezli fotoğraf çalışmam. :)


Derken sayın okur, uçsuz bucaksız, uzakların çok net - temiz göründüğü, nemli toprakların verdiği tereddüt hissiyle aklımda kalan bu yerde, geç saat olmasına rağmen tam karanlık olmadığını farkettim: Oldukça kuzeydeyiz. Sanırım bu da, sanki kulaklarımda tiz bir çınlama ile durmuş zaman hissini kuvvetlendiren başka bir etken oldu. Burası, bana hayatımda hissettiğim en enteresan hisleri veren, gittiğim en enteresan yerlerden biri olarak kalacak aklımda. 
Gidilmesi, tüm bu hislerle tanışılması dileğiyle...


*

2 yorum:

  1. Burayı ne zaman okusam merak ediyorum. Hep şehir merkezinden fotoğraflar görmüştüm, kıyıdan ilk defa gördüm. Film içinde hissediyor olmayı anlayabilirim. Ben bu hissi geçen yaz İzlanda`da fazlasıyla tecrübe ettim:) Anlattım tüm İzlanda`yı sağda solda, blogumda. Ancak bu duygu tuhaf, sadece yaşanması lazım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlanda'ya dair yazıları okumuştum, gerçekten orası da masal gibi bir yer, insan gördüğüne inanamıyor. Normalde çok turistik mekanlardan çekiniyorum ama ben mecazi anlamda değil, cidden Brugge'u ağzı açık gezmiştim, inanılmaz bir yer. O zaman dilerim en kısa zamanda Melerence İzlanda'ya, Mutlu Eller Brugge'a :)

      Sil