18 Nisan 2015 Cumartesi

Insanın Yalnız Tarafı

Evinize davet ettiğiniz, onların evine gittiğiniz, yaşamınızı, sevinçler bir yana ama, problemlerinizi paylaştığınız kaç arkadaşınız var?

Ya sevgiliniz, eşiniz veya ruh eşiniz?

Benim bir elin parmaklarını geçmeyen arkadaşım var. Son zamanlarda içime yer eden bir cümleydi "İnsanlardan pek hoşlanmam.". Belki de bir frekans meselesi bu; sohbetse sohbet ama, hani hayatıma, evime gelecek seviyede yeni insanlar almaktan pek hoşlanmıyorum. Bunun yanında arkadaşlar bir yana dursun, bir sevdiğiniz olduğunda, öyle "gerçekten sevdiğiniz" ama; kötü günlerine, kilosuna, kırışıklıklarına göre değişmeyen, hatta tam aksi onun zayıflıklarını farkettikçe daha çok şefkat ve aşk beslediğiniz bir sevgi; işte insan her şeyini onunla paylaşmalıymış, paylaşmazsa hainlik edermiş gibi hissedebiliyor. Doğrusu hala bunun doğruluğu konusunda ne pozitif - ne negatif bir sonuca varamadım. Sadece bildiğim tek bir şey var ki; doğası gereği, insanın daima yalnız bir tarafı var.


Arkadaş ilişkisi veya duygusal bir ilişki; inanılmaz bağlı olun birinize, her şeyinizi konuşun, yargılamayın birbirinizi, veya yargılasanız da kolayca anlayın sertliğinizi, hemen gidin sarılın ruhuna, karşınızdaki size kırılmasın bile; çünkü bilsin ki kendinizi aşamadığınızdan bu tepki. Böyle derin ilişkilerde bile, insan daima farkındadır o yalnız tarafının. En fakir, en zengin, en mutsuz, en mutlu; tüm insanların güçsüzlükleri, yaratılış gereği içine işlenmiş olan hassasiyetleri, az biraz akıl bozuklukları, tüm bunların üstüne bir de kodlanmış karakteri eklenince; istediğiniz kadar yakın olsun, dışarıdan hayatınıza giren bir A kişisinin her hissinize, her modunuza yargılamadan dahil olması çok zor.

İnsan hata yapan bir varlık; bazen bile bile, bazen istemeden. Bahaneler bulan bir varlık sonra; bazen bile bile, bazen farketmeden. Fakat her defasında kendini zamanla affeden, avutan, "Aman ne olmuş yani bile bile bu hatayı yaptıysam, kötü niyetim mi var? Olsa bile böyle kodlanmış dünyaya bakışım!" diyebilen, üstelik buna inanan bir varlık. Bu nedenle kimsenin kimseyi, tam anlamıyla "olduğu gibi" sevebilme ihtimali yok kanımca. Olduğu gibi sevmek, en baştan küçük sevimli düşünsel (veya başka biçimde) "ihanetçikler" yaşayacağını, çünkü insanların çok zayıf ve akıl sağlığı iyi olmayan varlıklar olduğunu kabul etmek demek. Bu arada, sadece duygusal ilişkiler için söylemiyorum bunları, dost ve aile ilişkileri de dahil tüm bunlara. Bu nedenle birini olduğu gibi sevmek, imkansıza yakın bir olgu.

Tüm bu hisleri derinlerinde hisseden insanoğlu, en sosyal görüneninden en izole yaşayanına kadar, içten içe biliyor daima bir yanının yalnız olduğunu. İçinde bir yerde emin ki sadece kendisi kendisini kabul edecek, anlayacak veya mazur görecek her hatasını; kendinden bıktığında bile içine sıkışmış halde olduğundan belki, bilinmez. 

Uzun lafın kısası sayın okur, siz de herkes gibi bir parçanızda yalnız, kendinizle baş başasınız. İstediğiniz kadar çabalayın, daima yalnızca kendinize sakladığınız sırlarınız olacak. Siz de zayıf bir psikoloji ürünü, mucizevi ama hassasiyetleri olan aciz bir insanoğlu olarak, kendinizi sevmeye, içinizdeki yalnızlığı güzelleştirmeye, sevdiklerinize karşı mümkün olduğunca açık olmaya çalışınız; lakin biliniz ki, insanın yalnız tarafı, kişiyi her şeye rağmen, başından, ruhundan okşayan tek taraftır. Kendinizi, yalnız tarafınızı kabullenmeniz ve sevmeniz dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder