27 Kasım 2017 Pazartesi

Hollanda Günlükleri - 15

Son günlüğü Ağustos sonunda yazmışım; zaman gerçekten hızlı geçiyor, Aralık geldi baksanıza... Sanırım Hollanda'da şaşırdığım şeyler gittikçe azaldı, farklılıklara gözüm alışmaya başladı, zaman zaman insanların garipliklerini görmek daha olağan bir hal aldı; 1 yıl 2 ay bitti. 

Geçenlerde yolum Zwolle şehrine düştü. Merkezindeki yeşil-cam adam heykeliyle, oldukça güzel ve akılda kalan bir yer oldu benim için. Bu aşağıdaki fotoğraf da mavilikleri ile kalbimi çalmayı hemmen başardı. :)


Her ne kadar şu sıralar iyiden iyiye kış gelmiş olsa da, arada güneş açtığı zaman kendimi ormanlara ve parklara atmaya çalışıyorum. Hollanda'da hemen her şehirde, gayet "sıradan" olan birçok park var, yanında ufak göletler ile.


 Bu parklarda, lakin bilhassa ormanlarda yapmayı en çok sevdiğim şey, şüphesiz mantar avcılığı. :) Botanik bu aralar çok ama çok ilgimi çekse de, yemeye etmeye elbet cesaret edemem; fakat ufacık alandaki binbir çeşit mantarı bulup incelemek de beni ziyadesiyle mutlu ediyor.


 O kadar farklı, hayran kalınası "dizaynlar" var ki, hayranlıkla izliyor, inceliyorum.


 Hollanda'da tüm yaprakları dökülmüş, sapsarı yaprakları yolları halı gibi kaplamış görmek isterseniz, sizleri Kasım ortası bekliyoruz sayın okur. Bizim bahçede diz boyundayken kesmeye kıyamadığımız bu ağaçsı bitki bile bu ara yapraklarını döküyor. Ayçiçeklerimizden naçizane hasat alalı ve kendilerine veda edeli zaten çok oldu, bahçe sessizleşti. Sonbahar, bayrağı iyiden iyiye kışa devretti şu ara.


 Bahçede patates dışında, bir de ekili havuçlar vardı. Onları da artık alayım dedim geçen; tam şurada yazdığım toprakta patates aramanın peşinden havuç toplamak geliyor galiba. Yahu gerçekten mucizevi bir şey! Toprak rahim oluyor, bitki büyüyor da büyüyor içeri doğru... Ufacık tohumdan can doğuyor.


Ve gelelim son zamanların asıl mevzusuna. Yemek yapmayı her zaman çok sevdim; bazen ben tadıp bıraksam bile, bilhassa "yapmayı". Bu aralar ise yaşamımda bana huzur veren nadir şeylerden olduğu için kendimi sık sık mutfağa atıyorum. Hemen her şeye bir tutam mis kokulu kekik...


En sevdiğim şey ise fırında pişen yemekler/hamur işleri ile meze yapmak. Mezelere zaten bayılıyorum; hem yapmasına, hem yemesine. Meze çok mutlu bir şey bence... İşte tam da bu yüzden...

 

 Üzerinde pek sıkı çalıştığım bir proje düştü aklıma bir zaman önce. Birkaç alet edevat aldım, hala bir soft box benzeri ışık ihtiyacım var zira malumunuz Hollanda'da gün ışığı sıkıntım oluyor. Bilhassa meze ve salata sevenlere yakında güzel bir sürpriz gelebilir... Bilmiyorum ben aşırı heyecanlıyım bunun için. Uzun zamandır bir şeye karşı bu kadar heyecan duymamıştım.


Biliyorum, şartlar her daim ha deyince müsaade etmiyor. Lakin son zamanlarda aklımı iyiden iyiye kurcalayan bir konu var: Kendi işimi yapmak. Kodlarıma işlenen, tarafıma bir yetenek bahşedilmiş yanı kullanarak yaşamımı sürdürebilmek... 

Kesinlikle her insanın hayata en az bir şeyi çok iyi yapacak şekilde geldiğine inanıyorum ve kendiminkini keşfetmek için ciddi mesai harcıyorum. Çünkü son zamanlarda iyice "farkındayım"; hayat 8-10 saat çalışıp, "kendinizi ve sevdiklerinizi" 2-3 saat görmek için çok kısa. Bir yanlışlık var bu işte... Evet, düzen böyle, fakat kesinlikle bir yanlışlık var.  

İnsan göze aldığı kadardır; biraz yazıp çizmek, hayatın üzerinde çalışmak, "göze almak" gerek... Zira aksi takdirde yaşam dediğin tıııırt diye geçiveriyor, ve bir bakmışsınız 5 sene geçmiş, 10 sene bitmiş ve hatırladığınız anların sayısı bir elin parmaklarında kalmış...

Derken, son zamanlarda sanırım bana bahşedileni buluyor gibiyim. Aklımda bin tilki var sanki, düşünmeden bir dakika duramıyorum yerimde. İnsan malum, sevdiği şeyi yaptığı zaman ayrı bir aşkla yapıyor ve inancım o ki, bu aşk o işi en güzel şekilde başarmasına ziyadesiyle yardımcı oluyor. Hayır olsun... 

*

Annem ve babam İzmir'e geri dönmeye iyiden iyiye karar verdi. Ne kadar mutlu olduğumu anlatacak kelime gerçekten yok. Büyük ihtimalle de Seferihisar'a yerleşecekler. Buna ne kadar mutlu olduğumu da belirtmeme zaten hiç gerek yok. :D Hollanda iyi güzel ama, rüyalarıma bile giriyor bazen o deniz rüzgarı. Bir kısmı Çeşme'de geçen çocukluğumda, 10-12 yaşındayken, tek başıma denizin kenarına oturup mutluluktan gözlerimin dolduğunu hala hatırlıyorum. Mavi cidden huy bende. Geleceğim peşinden...

*

Mucizelerden doğan garip bir yalnızlık var; ne anlaması mümkün, ne anlatması. Son zamanlarda özel bir çaba harcamaksızın insanlara karşı ne kadar kapalı olduğumu, kendimi ne kadar kapattığımı fark ediyorum. Buna rağmen nadiren de olsa hayatıma gönderilen güzel yürekli insanlar iyi ki var.

Belki bununla alakalıdır bilmiyorum ama, yine son zamanlarda fark ettiğim bir şey var ki, benim "can kardeş" arkadaşım hiç yok. İyi arkadaşlarım var; ama artık belki ben dahil, hepimiz o kadar hayat, iş güç, yargılama ve yadırgamalar, ego savaşları, "ben, ben, ben" olduk ki, nasıl diyeyim o eski dostluklar çok nadir artık. Geçenlerde en iyi arkadaşım kim diye düşündüm; o kadar uzun süre düşünmem gerekti ki, cevabımı bulmuş oldum.

*

Bu aralar (not almak aklıma geldi çünkü şu anda da oluyor) öyle bir kalp çarpıntım oluyor ki, resmen sessiz ortamda dışarıdan duyulur kalp atışım. Sanki göğsümün ortasından atlılar geçiyor. Ani hareketlerde veya heyecanlanınca da olabiliyor, durup dururken nefesimi kesip kendini fark ettirerek de. Sağlık gerçekten, cidden, hakikaten en önemli şey hayatta.

*

Son zamanlarda yaşamın hakiki anlamını çözmeye yaklaştığımı hissediyorum. Çok iddialı bir çıkış biliyorum, ama gerçekten bence sevmek için yaşıyoruz. Yani, ne kariyer, ne iş güç, ne hırslar... Bunlar TIK diye gidiverilen dünyada elde sıfır bırakırken; sevmek ne çok insanı etkiliyor, ne çok umut veriyor, ne çok kişinin hayatına dokunuyor oysa. Bence hayatın anlamı gerçekten aile. Aile, aile gibi gördüklerin ve onlarla biriktirdiğin anılar; başka hiçbir şeyin manası yok...

*

"Gerçekten" sevip, "gerçekten" sevileceğiniz; geçmişi düşününce anılarla dolu sıcacık günler hatırlayacağınız, en azından bir tane can kardeş arkadaşınızın olacağı, parayı kariyeri yaşam amacı etmeyeceğiniz, huzur dolu, şen şakrak bir ömrünüz olsun dilerim. 

Selamlar,
Melis

4 yorum:

  1. Yaa sen ne güzel bir detaysın. "Mavi ben de huy" bu en sevdiğim cümle. Kendini bu kadar eleştirebilen bir insanda ego var mıdır sahi? Kalbi yumuşacık bir insansın sen ve ben hayatımda senin gibi biri olduğu için çok şanslıyım. İyi ki varsın Melo :*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorma sorma! İçi seni dışı beni yakmalı cinsten :))

      Sil
  2. Ne güzel yazmışsın meliscim, çoğuna katılıyorum. Sevgi bence de hepsinin özü. Merakla bekliyorum yeni projelerini.

    YanıtlaSil