7 Şubat 2017 Salı

Hollanda Günlükleri - 9

Hollanda'da 4 ay bitti. Bana sorsanız en az 8 ay oldu derdim.

Oturma ve çalışma izinlerinin çıkması, kartın bize ulaşması, sigorta konusunun hallolması, o kartın da bize ulaşması, yerleşme - ev, yaşam derken aklımı meşgul eden birçok sorunu pek şükür ki atlattık. Kaldı geriye iş mevzusu. 

2 hafta sonra işe başlıyorum; haliyle aklım karışık. Ofis Amsterdam'da ve neredeyse İstanbul'daki kadar yol gidip geleceğim. O yine tamam lakin late shift çalışacağım için akşam trenine yetişemediğim saatler oluyor, bu da baya orada kalmam demek. Diğer tren sabah 4'te, bunu iş ile nasıl halledeceğiz bilmiyorum; bu da ziyadesiyle uykularımı kaçırıyor. Lakin diğer yandan, her şeyin bir sebebi olduğuna inanan bir ben olarak, en kötü ne olacak işte, ya saatlerimi ayarlayacaklar ya da başka iş bakarım, yıpratmayalım kendimizi değil mi? Endişe ile sorunlar çözülmüyor. Güzeli çağırıp sabredelim madem diyorum.

Daha önce bahsettim sanırım; Hollanda'nın en güzel yanlarından biri çiçeklerin bolluğu ve Türkiye'ye göre daha uygun fiyatlı olması. Vazomdaki çiçeklerin kuruması yeni güzellikler bulmanın vaktini gösteriyor bana o yüzden... Bu aralar hep lalelerden gidiyoruz; körpe lalelerin günler içinde açılıp değişmesini izlemek hala büyük keyif veriyor. Bulaşıcı bir Hollanda alışkanlığı ki, geldiğimizden beri akşam evde öyle cayır cayır ışık yakmadık. Hatta şu an düşündüm, cidden aklımıza bile gelmiyor artık salonda öyle parlak ışık açmak. Burada akşamları evlerden loş bir ışık gelir hep; ufak abajurlar, bol mum ışığı...

Sayın abimden aşırdığım, bir diğer heyecanla okuduğum kitap. "Sahip olma" tutkumuzu eleştiren, çok sürükleyici bir çalışma. Ders kitabı gibi not ala ala devam ediyorum, bitince bir özet karalarım belki buralara da.


Hollanda marketlerinden alacağınız zeytinler genelde çok fena çıkacaktır. Bir defa bir yeşil zeytin almıştım; yani tadı o kadar kötüydü ki Allah'ın zeytini dedim hani nasıl bu kadar kötü olabilir, ne kattınız buna? O yüzden zeytinlerimizi Türk marketindeki kapalı paketlerle ve açık zeytin kısmındaki Yunan zeytiniyle alıyoruz. Ama geçenlerde Aldi isimli markette bu Yunan zeytinlerini buldum, asıl olay Yunanistan'dan en sevdiğim içi bademli yeşil zeytin olmasıydı. Korkarak aldım ama baya iyi çıktı, ertesi gün gidip tekrar aldım stoklamak için. Fiyatı sanırım 1.89 Euro idi, bir fikir olsun diye.


Bu aralar Hollanda'da "Afrika çayı" olarak geçen ve bu ülkenin bir klasiği olan Rooibos çayı ile aramız çok iyi oldu. Hafif aromalı, mistik bir tadı var ve pek hoşuma gidiyor. Bu da size listelerde yazmayan bir "Hollanda'dan ne alınır?" maddesi olsun sayın okur.


Türkiye'ye göre Hollanda'da nispeten uygun fiyatlara sahip, çok farklı ve zarif dekorasyon ürünleri satan bir sürü mağaza var. Bunlardan biri de Xenos, klasik bir Dutch ev dekorasyonu mekanı, "her şeycisi".


Bu nasıl bir güzellik acaba çocuklar? Mutfaktaki her şeyi atıp burayı kucaklayarak eve taşımak istiyorum.


Hep seyahat öncesi valizleri görünce akla gelip, tutacak kısımlarına kurdele bağlanmasıyla son bulan sorunumuza yine Xenos'tan aldığım bu valiz etiketiyle son vermiş bulunuyorum. Hem mesajı çok hoşuma gitti, hem de arkasını çevirince bilgilerinizi yazdığınız bir mini tablo olması süpermiş.


Bu abajuru ikinci el bir antika yerinden almıştım, pek seviyorum rengini dokusunu. Akşamlar bu tatta genelde...


Geçenlerde bebek patates pişirme hallerimden bahsetmiştim tam şurada. Bu da yine ülkede bolca bulunan kırmızı - tatlı patatesin bebeği. :)


Gelelim çok önemli bir konuya. :)) Burada en çok özlediğim şeylerden biri çiğ köfte. Geçenlerde bir kebapçıda satıldığını görünce sevinçle aldım, ama çiğ köfteden çok "kurumuş kısır sıkmasıydı" bence o. Zaten öyle bir şey ki, belki İstanbul'da olsam bir sene aklıma gelmeyecek gidip çiğ köfte yemek, ama ulaşmak zor olunca akla düşüyor, insan psikolojisi işte. Neyse efendim, eve yakın bir yerde Çiğköftem diye bir yer keşfettim, hemen denemeye gittik. Çok acayip bir his o ya, iki dünyanın arasında kalmış yeni bir halk gibi buralı Türkler ve mekanları. Girdim bir defa içeride fıstık gibi, böyle profesyonel makyajlı falan bir kız. İçimden diyorum, "Çiğ köfteci kız mı olur ya, burada hoşgeldin abla diyip bir sıkım çiğ köfteyi ikram olarak uzatacak bir delikanlı abi olması gerekmiyor mu?", vitrinde süs olarak ananaslar var falan. Neyse az sonra kız içinde ne olsun diye sordu, ben de otomatik her şey olur yani az az dedim. Sonra kız hazırlarken bir bakıyorum salatalık, turşu, nane, hatta taze soğan falan var. Dedim ben size her şey olur dedim ama sizin her şey bizim her şeyden başkaymış, baktıkça gördüm. Normalde önem vermeyeceğiniz küçük şeyler burada büyük birer uyaran olarak dönüyor bana o yüzden. Bir de bu arada iş güç aklımı çok kurcalıyor, iyice duygusalım, her şeye takılıyorum, saatlerce irdeliyorum falan. Karantinada durmam lazım bir süre bence.


Takat bulursam ayrıca yazmak istediğim bir yer var ki, geçenlerde yaşadığım şehrin çarşısında ufak bir dükkan keşfettim. Damga, mühür dükkanı! Kasada duran orta yaşlı, pembe saçlı adam tüm damgaları kendisi yapıyormuş. Özellikle meraklılarının direkt kafayı yiyeceği bir yerdi gerçekten, yüzlerce farklı mühür arasında saatlerinizi harcayabilirsiniz.



Son zamanlarda hava buz gibi olsa da, tatlı bir güneş oluyor sabahları. O kadar iyi geliyor ki, hep bahar ve yaz günlerini hayal ediyorum. Her şey beyinde başlasa da, şu gri hava bazen can sıkıcı olabiliyor. Öyle zamanlarda güneş eve dolduğunda, direkt ruhuma da doluyor aslında. Bol bol öylesi günler diliyorum o yüzden.

 
Bu gün hafif bir kar atıştırdı birkaç saat. Bir enerji geldi içime, çıkıp yürüyeyim dedim üşüye üşüye. İyi ki çıkmışım dedim sonra, hayat gerçekten sokakta. İnsan kendine geliyor, üstelik aşağıdaki gibi hoş manzalar görüp gülümsemek de cabası.

 

Asıl güzel olansa neydi biliyor musunuz? Bu soğuk memlekette dahi, Şubat'ın ortasına gelirken tomurcuk vermeye başlamış ağaçlar görmek. Bu galiba benim manolyaların ağacı, bekliyorum açmanızı koca koca çiçeklerinizle bakalım! Asıl bir ağaç daha gördüm, ufak ufak pembe çiçekleri doğurmuş, onu çekmek istedim ama evin içinden biri baktığı için çekindim o an. Olsun, aklımda kaldı güzelliği. Kıştan keyif almaya bakıyor, baharı bekliyorum...

 

 *

Bu aralar Hollandalılara çok gıcığım. Hep gıcık tiplerle karşılaştım son dönemde. Ayrıca hep diyoruz ya "Hollanda'da herkes İngilizce bilir hiç merak etmeyin." falan diye, nispeten doğru ama sigorta şirketindekiler o kadar bilmiyordu ki 1 saat telefonda aktarıla aktarıla bir hal oldum. Genelde burada yaşamamış olanların aklında tüm Hollandalılar "üst insan, abi medeni adamlar" olarak tanımlı oluyor, YANLIŞ AHAAALİİ. Bunları Hollanda'da yaşam postlarını güncellediğimde aktarırım artık.


Son zamanlarda duygusal dünyamın çok dolduğunu hissediyorum; düşünmeye çok vaktim olduğundan olsa gerek. İlk ajansta çalıştığım dönemdeki yazılarıma bakınca, her gece eve 23:00 ve sonrasında vardığım zamanları hatırladım, gece 2'de yatıp 06:30'da gık demeden metrobüste oluşlarım, bedenimin de zihnimin de buna alışmış olması, ne bileyim değişik şeyler. Yaşam, beyin değişik şeyler.  

*

Bazı sağlık sorunları var son birkaç haftadır, biraz ciddice. O yüzden yüz gülse de içeride bir yer buruk hep. Dilerim her şey daha güzel olur, biz de her şeyi daha güzel görürüz dilerim. Ne çok anlamsız hırs var, sitem etmek, kurcalamak, hakkında konuşmak bile zor geliyor artık. Osho misali birçok şeyi farkında olup insanlara inanmadığımızdan sustuklarımız, yıllar geçtikçe artıyor. Bu kafa yüzünden bir sürü işimi erteledim bu aralar, eğer benden mail - mesaj, cevap bekleyenleriniz varsa şimdilik kusura bakmasınlar lütfen.

*

Güzel bir şeyle bitireyim, Sezen Aksu'nun yeni albümü çıktı, çok mutluyum. Bol bol dinleyin derim, siz dinleyin ruh dinlensin.

 

Görüşmek üzere,
Melis


4 yorum:

  1. Kurumuş kısır sıkması güzel tabirmiş:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam anlamıyla o tatta kıvamdaydı gerçekten. :)

      Sil
  2. Rooibos çayı Almanya`da da çok içilir. Türk lezzetlerinden uzak duruyorum yurt dışında genelde. Döner diye yedikleri şey ve daha birçoğu uyarlama. Ve ucuz. Bursa`da Bosch firmasında çalışan Almanların en çok şaşırdığı şeylerden biri mesela bu konu. Bursa`da malum İskender yenir ve oldukça fiyatlı bir şeydir, öyle alıştıkları dandik dönerle uzaktan yakından ilgisi yoktur:))
    İşin uzak olması pek iyi olmasa da çalışmak iyi gelir ve başka işlere vesile olur diye düşünüyorum. Mühürcü dükkanında aklım kalmadı desem yalan. Harika!

    Umarım sağlık sorunları da bir an evvel düzelir. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ooof of buradaki yaramdır benim bu :D Ben de çok yiyemiyorum Türk mekanlarda zira dönerden böreğe, simite her şeyi çok farklı yapıyorlar. Dönere laha salataları dolduruyorlar, böreği tost gibi basıyorlar vesaire, birkaç yer hariç hiç bilmiyorum o yöntemler nereden çıktı.
      Çok teşekkür ederim o güzeel dileklere de. :) Her şey yavaş yavaş yoluna girecek, inanıyorum. Mühürcü dükkanı da yakında gelecek bence. :)

      Sil