16 Kasım 2015 Pazartesi

Günlükten: Bir Kasım Günü

05.11.15

Şu geçeni durdursam,
Çekip de eteğinden;
Soruversem:
Haberin var mı öleceğinden?

Necip Fazıl Kısakürek, 1939

Her şeyi ölümden temel alarak kurmak ve ölümde sonlandırmak üzere işlemek "iç karartıcı" olmasa gerek. Bana kalırsa bu, yalnızca korkakların içini karartır. Fakat ne bu söylediğimden, ne de diğer söyleyeceklerimden emin olduğumu sanmayınız. Bana sorarsanız, ölümden bahsetmek "yaşamdan", yaşamın kendisinden bahsetmek ile eşdeğerdir. 

Uğultular arasında baskın gelen düşünceleri yakalamaya çalışıyor tuttuğum kalem. Nedendir konudan konuya atlamamak için sarf ettiğim bu çaba? Aleksis Zorbas karakterinin dediği gibi, nedir bu kuş, bu ağaç, nedir bu sır?

Sonra müzik diyorum... Mesela kemanın notalar arasında okyanus dalgaları gibi kayışı kusursuzca, veya acılarımızı not eder gibi keskince vuran piyano tuşları ve hayatı betimleyişi farkettirmeden... Müzik diyorum, hayatta bize verilen en kıymetli şeylerden... "Sırrı" çözmek için sahip olduğumuz en büyük yardımcılardan. Her bir maddenin, her kıvrımın, ağacın, rengin, var olan ve olmayan her şeyin büyüsü ne göz alıcı... Bir yaprağa dakikalarca bakmak, her bir damarını, tonlarını, dokusunu olabildiğince inceleyebilmek, koklamak, dudaklarını koyarak yaprağa, koklamak, "kokusu" olmasa bile... Her şeyin kokusu vardır bir de... Olmayanın kokusu, dokusudur...

Barış içinde hissedin, kapılarınızı açık tutarak öpün, anlamak zor ama anlamaya çalışarak bakın; en çok da doğaya... Yeryüzüne o kadar yakın ki mucizeleri. Çok kuvvetli hissedip "anlatamadıklarına"... Ses gibi... Bana hep komik gelmiştir bu. Çoğu zaman sesleri hatırlarız. Beynin içinde yankılanır durur düşününce... Tanıdığımız birinin yazdığı bir şeyi okurken, onun sesiyle can bulur cümleler zihinde. Ama, gel gelelim, birine o sesi, verdiği hissi anlatmaya gelince ne diyeceğini bilemez ağız. Nasıl anlatsam... Mavi gibi bir ses! Kırmızı gibi değil; ama şarap gibi bir ses! Anlıyor musun?...

Melis



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder