27 Kasım 2015 Cuma

Cenazeler, Ahmaklar, Ahmaklıklar

Belki bir çeşit güçsüzlük, acizlik, belki sadece kişisel bir tercih, belki de kendimi -bu açıdan- iyi tanıdığım için geliştirdiğim bir korunma güdüsü deyin... Kendimi bildim bileli kaçtım cenazelerden. Hatta "sesli" yapılacak başsağlığı sohbetlerinden bile kaçtım. Bu yüzden bana kırılan tanıdığım çoktur misal. Yok kardeşim, yapamıyorum. Yani daha doğrusu bana çok gerzekçe geliyor, "Üzülme, sabret!" demek. Çok yalan geliyor. Eğer bir şekilde birinin yanında olacaksam bir kayıp sebebiyle, tek yapmak istediğim gidip sıkı sıkı sarılmak olur ona. Bir şeyler söylemek çok 'boşu boşuna' zira... Allah gecinden versin diyeyim, ama çok yakınımı kaybetmedim hayatta, belki insanın ihtiyacı da oluyordur bilmiyorum. Ama özellikle samimi olmadığım insanların "Allah rahmet eylesin canım, üzülme. :((" demesi yerine sadece susmasını tercih ederim.

Dün bir iş arkadaşım babasını kaybetti, böylece bugün hayatımda ilk kez bir cenazeye gittim. Zorladım kendimi bugün bilerek, orada olmak istedim. "Baba, hastane, hastalık" başlıklarının hiç yabancı olmadığı biri olarak söyleyebilirim ki, çok yakın olmadığım halde orada sohbet edip sırıtan bir sürü insandan daha derinden paylaştım acısını. Keşke dedim içimden, daha yakın olsaydık da daha uzun, daha sıkı sarılabilseydim. 

Daha önce bir şeyler karalamıştım bunun için ama, bu defa emin oldum, cenaze töre çok saçma bir olay. İnsanlar saçma bir kere. Zaten istediği kadar hasta, yaşlı vesaire olsun, büyük bir şok ölen kişinin yakınları için, idrak edemiyor insan, sadece orada bulunuyor o an donuk gözlerle. Ama gözüm devamlı bir şeylere takıldı, sinirlendim durdum tek başıma. 

Misal, artık çelenk yaptırmayıp TEV'e, TEMA'ya bağış yapılıyor biliyorsunuz, ki çiçekçileri üzse de bence güzel bir uygulama. Neyse efendim, cami avlusunda iki "stant" resmen, işte orada bağış yapıyorsunuz ve çelenk gibi bir demire isminizi yapıştırıyorlar. Yahu oraya gidip koca harflerle MELİS EREN yazmak kadar dangoz ne var acaba? Çok umrunda o anda insanların kim "para verip bağış yapmış" gerçekten. Düşündüm de, ben de bağış yapacak olsam hakikaten boş kalsın derdim be kardeş, adım da yazıvermesin orada, ben bu insanın yanında olmaya geldim, geldiğimi de gördü, eksikliğimi hissetmesin yeter. Stant üzerinde "kredi kartı geçer" falan yazıyor, müthiş gerzekçe. "Bu işi" yapan insanlar ölümlere alışmış olabilir ama oradaki insanlar için çok zor bir olay bu. Daha hassas olunması gerekiyor bence her açıdan. 

Bir yandan insanları izliyordum beklerken. Güne gelmiş gibi tepkiler, sırıtanlar, alakasız sohbetlere tutuşanlar... Orada bir insan BABASINI son kez görüp tahta bir kutuya koymuş ve az sonra toprağın altına bırakacak, biraz çenenizi kapatsanız olmaz mı? Vallahi ben kendimden korktum, bir yakınımın cenazesi olsa herhalde birileriyle kavga ederken bulurdum kendimi. Yalandan olacaksa hiç olmasın... Çer çöp lazım değil.

Derken, cuma tabii, hocanın sesi de geliyor içeriden işte vaaz vesaire. Başıma örtecek bir şey götürmedim ben, yanımda ise Müslüman olmadığını bildiğim tatlı bir arkadaş var. Kadın örtüsünü getirmiş, başını örtmüş, tüm kibarlığıyla bekliyor. Vaazdan ses geliyor: "Allah tüm Müslümanlar kardeşlerimizi korusun, peygamberimize inananları şöyle böyle affetsin.", haydaa... Az sonra namazdan çıkanları cenaze namazına da davet etti, cümlesini bitirdi ve şunu söyledi: "Bir de bir ruhsat kaybolmuştu, heh o bulundu işte gelip alsın." Tabii. Sinir bozukluğundan başka bir şey değil! "Tahammül etmekten" başka şey değil cenazeler. Ayıp olmasın diye orada olan bir sürü samimiyetsiz yüzden başka bir şey değil... O sancıyı çeken biliyor sadece ne oluyor.

Bunun dışında beni etkileyen bir diğer şey, arkamda iki kadın konuşuyordu. Önce "Evet iki kızı vardı." dediler, işte biri arkadaşım olan... Sonra "nasıl bir insandı" ondan bahsettiler. O an düşündüm, bana ne derlerdi acaba? Benim babama ne derlerdi? Ben şuna-buna ne derdim? O an birden önemseyiverdim acaba insanlar "iyi insan, şefkatli kız" der miydi benim için. Sonra geçti.

Kiminize hoş gelmeyebilir, ama bence insan her hafta veya iki haftada bir kalkıp bir cenazeye gitmeli. Buralar insanoğlunun ahmaklığını yüzüne vura vura hatırlatan enerjiler taşıyor zira. Bir daha göremeyeceği, sıcaklığını, yüzünü, kirpiklerini, ellerini hissedemeyeceği bir insanı uğurlayan, kalksın diye bağırmamak için kendini zor tutan insanları görmek, insanın bütün aptal şımarıklıklarını alıyor üstünden. Sık sık hatırlamak lazım bunu. Sorsanız söylerdim ama, hissetmek başka bir tür "bilmek"miş... 

Beş dakikaya ölüm gelecek mi belli değilken, böylesi yaşamlar gerçekten çok ahmakça... Böylesi korkular, egolar, şımarıklıklar, hissedilmeden söylenen-hissedilip söylenmeyen her bir hece çok ahmakça. Ertelemek denen eylem, gidip mesafeleri aşıp sarılmamak, böyle sıkı sıkı boğana kadar sarılmamak sevdiğine, sıcaklığını hissetmemek; hala sıcakken. İşte sayın okur, bütün bunlar çok ahmakça. 

Bir kez daha görüyorum ki, çok yanlış anlamışız hayatı...

Giden gitti, kalanlara Allah sabır, akıl, fikir versin.

*


1 yorum:

  1. hiç ölmeyecek gibi yaşayanların planlarında ölmek olmalı.

    YanıtlaSil