30 Nisan 2013 Salı

Ariana Ferentinou ile Sıcak Bir Sohbet...


Alt satırlarda, uzun yıllardır İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğrencileriyle bir

arada olan, son üç yıldır ise, okulun internet radyosu RadyoVesaire'nin koordinatörlüğünü üstlenen Ariana Ferentinou ile yaptığımız içten sohbete konuk olacaksınız... 


RadyoVesaire, İstanbul'un ilk Kürtçe programını gerçekleştirmesinin yanında İngilizce, Türkçe ve Yunanca radyo programları da yapan, enerjik kadrosuyla dikkat çeken bir öğrenci radyosu. 2011 yılında radyoda yapılan program sayısı yalnızca 5 iken, bu sayı, yaklaşık 120 öğrencinin katkısıyla, bugün 78'e ulaşmış. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nde bulunan RadyoVesaire’de bir araya geldiğimiz, kendisine ulaştığım andan vedalaştığımız ana kadar, sahip olduğu zarif kişiliğine bizzat şahit olduğum Ferentinou ile söyleşimizi Yunanca olarak gerçekleştirdik. Fakat bazı bazı söylediği Türkçe kelimeler ile, sahip olduğu düzgün aksan da, bahsedilmeye değer.



Öncelikle sormak isterim ki,

Ariana Ferentinou kimdir? Hikayesi nedir? Nasıl düşmüştür yolu Türkiye’ye?

Ben İngiltere’deydim. Londra’da, BBC’nin Yunanistan Departmanı’nda çalışıyordum. Yan tarafımızda da Türkiye Departmanı vardı; yani Londra’da da “komşuyduk". Devamlı  birlikte çalışıyorduk, yıllarca birlikte iş yaptık orada. BBC’nin Türkiye Departmanı’nda gazetecilik yapan eşimi de orada tanıdım. Şahsen, Türkiye ile bir ilgim yoktu, ailemin kökleri Ithaki Ada’sından. İyon Denizi’nde Kefalonya’ya yakın bir Yunan Adası. Aynı zamanda, mitolojiden tanıdığımız Odisea’nın memleketi…

Ailem, her zaman açık görüşlü bir aileydi. Yunanistan ile İthaki’nin tarihi de daha farklıdır. Aileme, Londra’da bir Türk ile tanıştığımı söylediğim zaman da, hiçbir problem yaşamadık. Londra’da evlendik ve daha sonra eşim Türkiye’ye dönmek, iş hayatına burada devam etmek istedi. Daha önce bir kere Türkiye’ye gelmiştim ve tekrar gittiğimde, daha ilk bakışta çok sevdim burayı. Sanki buraları daha önceden biliyordum gibi hissettim. Özellikle, her şey bana Atina’daki çocukluk yıllarımı hatırlatmıştı. Ben Yunanistan’dan, üniversiteyi bitirdiğimde ayrıldım. Yani, 80’lerin resmi kaldı gözümde Atina’dan. Daha sonraları buraya geldiğimde, büyüdüğüm yerleri anımsadım daima. İlk andan beri, hiç “başka bir ülkede gibi” hissetmedim. Londra’dayken daha farklıydı, her ne kadar hala büyük bir yeri olsa da hayatımda, Türkiye’de daima her şey daha tanıdıktı benim için. Çok pozitif hislerim vardı burası için ve 96 – 97 gibi tamamen yerleşmeye karar verdim.  Ardından burada çalışmaya başladım, medyada çeşitli alanlarda, ERT’de… Ardından 15 yıldır çalıştığım BBC’den ayrıldım ve 99’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne geldim. Şu an da, aynı zamanda ERT için çalışıyorum, Hürriyet’in İngilizce gazetesinde yazıyorum. Ve buradayım.


Uzun yıllardır Türkiye’desiniz ve ülkenin önemli üniversitelerinden birinde görev yapıyorsunuz. Türkiye’deki genç nesil hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 

Türkiye gençleri hakkında çok çok iyimserim. Fakat, mesela, şu an 35 yaşlarında olanlar için bu denli iyimser değildim. Yüzlerce öğrenci geçti sınıfımdan, ve gördüm ki özellikle, bugün 20 - 25 yaşlarında olan gençler için çok pozitif ve iyimserim. Çünkü biliyorsun ki artık bir internet neslinden bahsediyoruz. Artık Türkiye'nin çocukları da yeni tecrübelere daha açık yetişiyor. Çünkü artık geçmişin ağırlığı çok fazla aktarılmıyor yeni nesillere. Bu hem iyi, hem kötü elbette. Ağır bir gelenek kültürü de var geride,  tıpkı Yunanistan'da olduğu gibi. İnsanı tutup aşağı çeken bir şey. Artık tarihten daha özgür ve biraz da kopuk hareket edebiliyorlar. Geçmişlerini bilmiyorlar çünkü tarih, çoğunun hoşuna gitmiyor, bu kötü kısmı. Diğer taraftan onları daha özgür kılıyor. Eskiden bu konu için endişelenebilirdim, tüm bunlar gençleri tehlikeli yollara götürmesin diye. Ama artık, ayaklarının üstüne daha iyi basıyorlar. Yalnızca beş sene önceki çocuklara göre bile, kendileri karar verebiliyorlar yaşayacaklarına. Bu yüzden şu an Türkiye'nin yaşadığı tüm problemleri, gelecekte şu an 20'li yaşlarda olan çocukların çözebileceğine inanıyorum.

Meşhur bir soru vardır bir de, onun cevabını sizden de duymak isterim. Türkler ve Yunanlar benziyor mu sizce? Veya gençler zihnen benziyor mu? Yunanistan’ın gözünden Türkiye’yi nasıl görüyorlar?

Yunanistan'ın gözünden... Hiçbir şey bilmiyorlar.

M: Hakikaten mi? Belki şimdi sıkça gösterilen Türk dizileriyle, Süleyman (Muhteşem Yüzyıl) derken...

Türkiye'yi Süleyman'dan öğrenemezsin ki.

M: Çok şükür ki öğrenemezler bununla, haklısınız. Fakat, en azından Türkçe öğreniyorlar şimdi Yunanistan'da, talep çok arttı. Belki bu yardımcı olur bir nebze.

Evet, lisanı öğreniyorlar. Ama ben dizilerin birbirimizi öğrenmemize yardım edeceğine inanmıyorum. Yunanistan, dizilerle paralel, oldukça kötü durumda. Türk dizileri olmasa, Brezilya dizilerini izlerler. Çünkü gerçeklikten çıkmak, fantastik konulara kaçmak istiyorlar. Süleyman da fantastik bir dizi. Bir masal. Bugünkü Türkiye'yle hiçbir ilgisi yok.

Türkiye'yi hala tanımıyorlar ve tanımak istiyorlar mı emin de değilim. Artık, bin küsür Yunan geldi Yunanistan'dan ve "Yeni İstanbullu" olarak tabir ediyorlar onları, onlar ancak, Türkiye'yi öğrenmeye başladılar. Fakat tabii ki, onlar aslından İstanbul'u öğreniyor, Türkiye'yi değil. Çok iyi bilmiyorlar yani Türkiye'yi. Ama şimdi, yine bu yeni çocuklarımız daha açık ve 5-10 yıl önceye göre çok daha kolay birbirlerini tanımaları ve tanışıyorlar da artık. Burada da birçok Erasmus öğrencimiz ve inanılmaz adapteler oldular.

Kıbrıslı öğrencilerde var burada, Güney Kıbrıs Rum Tarafı'ndan. Biliyorsun, bu konu daha hassastır Türkiye'de. Ama geliyorlar buraya ve görüyorsun ki birlikteler, tecrübeler kazanıyorlar. Buraya gelenler görüyor ki Türkler de çok "onlar gibi". Gençler onlara çok yardım ediyor, çok kibarlar. Çoğu kez de örneğin İngiltere'nin gençlerinden çok daha iyiler bu konuda, yabancılara karşı daha kibarlar. 

"Problem gençlerde değil, büyüklerde!"

Artık, dediğim gibi son beş yıldır çok daha iyi her şey. Gençlerin kendi fikirleri var, kendi tarzları var. Problem zaten gençlerde değil, problem büyüklerde! Artık gençler öğreniyor ne iyidir, ne kötüdür, toplumda kadının rolü nedir, her şeyi. Gençler artık ilişkilerde de çok daha olgun. Burada biliyorsun bir radyomuz var, gayler için de program yapıyorlar orada, birçok yabancı dilde farklı programlar da. Artık daha hoşgörülü, daha açık çocuklar yetişiyor. Oy veriyorlar, fikirleri var, onlara her söylenene inanmıyorlar.


Gülümseten konulara değinmek istiyorum biraz da. Türkçe müzik dinliyor musunuz? Bir de Türk yemekleri konusu tabii…

Türkçe müzik çok dinlemiyorum. Osmanlı müziği daha çok hoşuma gidiyor. Ayrıca bildiğin gibi Osmanlı müziği ezgileri, Bizans ve kilise müziği ile de ilişkilidir. Bu ezgiler çok hoşuma gidiyor.

Türk yemekleri tabii ki çok hoşuma gidiyor! Aynı yemeği, Yunanistan'a göre daha hafif pişiriyorlar burada. Buradaki tek problemim fazla ot olmaması, İzmir'de çok var...

Domuz eti bulabiliyor musunuz kolayca?

Tabii, Dolapdere'de güzel bir dükkan var, hem onların ürünü, hem de çok iyi fiyatları var. Bu konuda da iyi her şey. 


Yunanistan’a gidiyor musunuz sık sık?

Evet, her sene gidiyorum. Neredeyse her yaz Yunanistan'da oluyorum. Ayrıca Burgazada'da da yaşıyorum. Bir burada, bir Yunanistan'da, iki ada var hayatımda: Burgaz ve İthaki.

Peki, Türk - Yunan çiftleri için ne diyorsunuz?


Ah... Ne diyeyim! Ben de eşimle o çiftlerdendim. Yani, değişir tabii durumlar, genelleyemeyiz ama benim kişisel tecrübeme başvuracak olursak, eşimle yaşadığımız farklılıkların biri de, Türk kültüründeki ataerkil anlayışın kuvvetli olmasıydı. Yunanistan'da, bu bir nebze daha aşıldı artık. 

"Çok benziyoruz; ama aynı değiliz."

Örneğin çocuk doğurma kararı, daha çok kadının tercihi olmalı, çünkü doğuran kadın. Fakat Türk kültüründe, bir Yunan'da göremeyeceğin bir baskınlık var bu konuda, oldukça derin bir fark var ve ben bunu hayal edemezdim tabii. Bu tarz farklılıklarımız var. Benziyoruz, oldukça ortak noktamız var; fakat derin kültürel, tarihsel farklılıklarımız da var. Kolay değil ama şunu da unutmamak lazım, ben İngilterede'yken de hep Türkler'le arkadaşlık yapardık. Yunanların bazı özellikleri de Türklere garip gelebilir. Kısacası, çok benziyoruz; ama aynı değiliz.

Son olarak, sözlerinizi okuyacak gençlere ne söylemek istersiniz?

Öncelikle, onlara hayran olduğumu belirtmek isterim... Onların, ülkelerini, şu an olduğundan çok daha iyi yerlere getireceklerine inanıyorum gelecekte. Onlara çok güveniyorum...

*


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder