5 Ocak 2013 Cumartesi

Türk ile Ermeni Evlense, Çocuklarının İsmi Portekizce Olsa...

Birçoğunuzdan gelen "grrrr..." sesini işitebiliyorum.

-Da, ne demek istiyorum? Malum, başlık biraz karışık, açıklığa kavuşturalım.


Öncelikle, şayet satırlarımı okumaya devam edecekseniz, lütfen ırkınızı kapıda bırakınız. 

Aksi takdirde ne demek istediğimi anlamanız olası değil, lütfen dikkat, "bana katılmanızdan" bahsetmiyorum.
*

Bugün yalnızca Türkiye'de değil, Dünya'nın birçok ülkesinde, devletlerin bir takım sosyal stratejileri vardır. Siz, yüreği açık bir insan da olsanız, özellikle medya, devlet stratejisi çerçevesinde iletiler gönderir zihninize. Birkaç istisnai kuruluş olsa da, genel sistemin bu şekilde yürüdüğü tartışmasız.

Lobicilik faaliyetlerinin anlatıldığı "Thank You For Smoking" filminden anımsadığım bir kare, bahsettiğim konunun en basit örneğini içeriyor. İlkokul öğrencilerine verilen bir ödevde, öğretmen, sınıfa şu soruyu soruyor;


Amerika, neden Dünya'nın en adil ülkesidir?


Halkla İlişkiler uygulamalarındaki çok klasik yöntemlerden biridir bu durum. İnsanlara, "Sizce öyle midir, neden?" demezler; mevzuyu zaten bu sizin fikrinizmiş gibi sunarlar.


Aynı şekilde, "seçenek sunma yöntemi" de böyledir. Satıcı size "Bir şey içer misiniz?" demez. "Çay mı alırsınız, kahve mi?" diye sorar. Yani, size şöyle der: "Siz zaten bir şey içecektiniz, bu sizin fikriniz."


Veya,


Bazen medyada "ŞOK! PAPAZ MÜSLÜMAN OLDU!" haberlerine rastlıyoruz. Elbette arkadan gelen görünmez bir alkış efekti eşliğinde oluyor bu haberler. Yani "İyi bir şey." diyor, bizim düşünmemize izin vermeden. 


Hristiyan olan imam var mıdır acaba? (Bir "grrrr..." sesi daha geldi.)


Diyeceğim o ki, varsa bile, medya bize bunu asla göstermiyor. Gösterse bile, arkada görünmeyen bir "Cık cık cık..." sesi ile gösteriyor; yani "Kötü bir şey." Kararı tekrar onlar veriyor. Tıpkı, komedi dizilerinde "bize nerede gülmemiz gerektiğini gösteren" lüzumsuz kahkaha efektleri gibi. Yineliyorum, hala neyi savunduğunuz bir önem taşımıyor, bu konuda neyin doğru olduğundan bahsetmiyoruz.


Evet, medya bize yalnızca bizim görmek isteyeceklerimizi, devletin bizim görmemizi isteyeceklerini gösteriyor. 


Sonra biz sanıyoruz ki, amanın Dünya Müslüman oluyor, her gün yeni bir haber Maşallah! (Yeni bir "grrr...") 


Aman, "grr.."lamayın! Çünkü Fransa'da da, "İmam Hristiyan oldu, Hallelujah!" haberleri dönüyor. Onlar da sanıyor ki, Dünya Hristiyan oluyor. 


Dolayısıyla, anlıyorsunuz ki, şu an odak noktamız bize bir şeyler sandırdıkları. Dediğimiz üzere de, bu durum tüm dünyada böyle.


Bunun gibi birçok sosyal taktik ile yönetimler, toplumu kendi diledikleri şekilde hareket etmeleri için "ayarlarlar." Elbette, bunlar öyle ince stratejilerdir ki, çoğu insan bırakın üstlerinde bir oyun oynandığını, halk tabiri ile "Devletimiz bizim kara kaşımızı, kara gözümüzü ne de çok seviyor!" hissiyle, memnuniyet içinde yaşar; böylece kampanya başarılı olur.



*
Gelelim başlığımıza.

Bugün sokağa çıkıp sorsak,

"Bilgin olmadığı konuda, fikrin var mı? Fikrin olmadığı konuda, zikrin var mı?" 

İnanın, sizin de okurken içinizden cevapladığınız gibi, halkın tamamı "Elbette yok, önce bilmek lazım." gibi cevaplar verir.

Peki... Buraya kadar tamam isek, konuya bir de şöyle bakalım.

Bahsettiklerimin her biri hakkında, tek tek sayfalarca yazılabilir. Fakat genel olarak değinirsem, örneğin bugün "Ermeni" denildiğinde birçok insan, hiçbir fikri olmasa da, "geriliyor".


Veya çocukluğumuzdan beri duyduğumuz "Soykırım" konusu hakkında tek bir sayfa okumamış olsa da, herkes bir şeye inanıyor. Herkes bir şeyler öğretiyor.


Türkiye "Tabii ki yok!" derken, Ermenistan "Tabii ki var!" diyor. 


Peki, en önemli soru gelsin: NEDEN?

Cevabı üst satırlarda verdik sanıyorum: Başarılı bir halkla ilişkiler kampanyası yüzünden.

Soykırım mevzusu elbette çok çok hassas bir konu; fakat bu satırlarda ne demek istediğimi anlamanız için, neyi savunduğunuzun bir önemi yok. Çünkü aynı önyargı, hem Türkiye'de, hem Ermenistan'da var. 

Türk, Ermeni demeyeceğim. Çünkü, başlarken ırkları kapıya asmıştık.

*
Derken, başlıkta dedim ki,

Türk ile Ermeni Evlense, Çocuklarının İsmi Portekizce Olsa...

Ardından ekledim: "-Da, ne demek istiyorum?" 

Aslında tam da bu gördüğünüzü diyorum.

Bu başlığın "Yok artık!"lık göründüğü açık. Öyle düşünün veya düşünmeyin, şu an benim neyi savunduğumu da bilmiyorsunuz; çünkü önemi yok. Nedenlerin önemi var. Bu konuyu hiç düşünmemişken, neden "Yok artık!" dediğimizin önemi var. Üzerinde düşünülmeyi hak eden soru budur.

Fikrimiz, hatta daha acı ki bilgimiz olmadan gerilişimizi bir soralım kendimize, neden? Bu başlığın neden bu kadar ürkütücü olduğunu soralım kendimize, neden? 

Biliyor musunuz, ilk verilen cevap genelde hep aynı olacaktır: "Ne biliyim yani... Olmaz ya."

"Ne bileyim yani..." = "Devletimiz bizim kara kaşımızı, kara gözümüzü ne de çok seviyor!" 


İyi işin içinden çıkmalar dilerim...

Sevgiyle.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder