22 Mart 2018 Perşembe

Midilli Adası: Ayaparaskevi Köyü, Mithimna'dan Petra'ya Geçiş ve Kalderimi'de Yemek

Selamlar canım okur!

Nasılsınız görüşmeyeli? Ben yine sizleri alıp Lesvos, yani Midilli Adası'na götürmeye geldim. 

Ayvalık'ın tam karşısında yer alan ve adeta bambaşka bir dünyaya adım atacağınız bu güzel adaya dair pek çok günlük yazdım (yazının en altına ekleyeceğim önceki linkleri). Şimdi ise adanın güneyinden yukarılara, kuzey tarafına çıkmak ve size masmavi kareler göstermek istiyorum. Elbette elden geldiğince bol lokal bilgi ve keşfettiğimiz ayrıntılar ile...

 Öncelikle bir bakalım neredeyiz, zira biliyorum ki ada gezisi öncesi rota ayarlamak çok önemli oluyor insan için. Önceki yazılardan da göreceğiniz gibi temelde adanın alt kısmındaki Plomari'den çıkıp mavi karedeki Ahladeri üzerinden daha çok bahsedeceğim Aya Paraskevi köyüne uğrayacağız. Ardından Stipsi'den doğru Mithymna'ya geçerek Petra'ya varacağız. Mor karedeki Tsonia (Çonya) ise adanın kuzey kısmındaki ünlü plajlardan. Haydi başlayalım!


Adanın güneyinde zeytin ağaçları bolken, kuzeye doğru çam ormanları atıyor. Radyoda Yunan şarkıları, insanı doğaya doyuran yollardan geçiyoruz.


 Achladeri ("ahladeri" okunuyor) üzerinden adanın üst kısmına doğru dönüyoruz artık.



 Yollar ada genelinde olduğu gibi çok düz, sakin değil. Ama öyle güzel manzaralarla çevrili ki, 5 saat araç da kullansanız insan mest oluyor gezinirken.


 Adanın denize kıyısı olmayan, fakat hala çok özel olan Aya Paraskevi köyüne uğruyoruz yol üstü; hem de burada başımıza gelecek güzellikleri hiç bilmeden.


Köy girişinde 'modern' kafeler var; bu tarz köylerde genç nüfus görmek zordur ama sohbeti geçecek kadar genç arkadaş da görüyoruz etrafta. Sebebine geliyorum yavaş yavaş. :)


 Köyün hafif yokuşlu dar yollarından geçip aracımıza bir park yeri bulduktan sonra, kulağıma şahane ada ezgileri geliyor. Herhalde diyorum düğün var bir yerlerde.




Ama sonra her yerde süslü püslü güzel atlar görüyoruz. Bu arada köye girmemizin amaçlarından biri de bir eczane bulmaktı, zira geçen yazılarda bahsettiğim gibi ben güneydeki Tarti Plajı'nda tavuk gibi yandığım için adeta yürümekte zorlanıyordum ve bir krem bulma niyetindeydim (ben öyle bir güneş yanığı yaşamadım hayatımda, baya kavruldum, beste bile yaptım o yanığa). Neyse efendim, buzuki ve keman ezgileri içinde bir eczane bulduk; hemen laf lafı aştı, İstanbul'du şuydu buydu derken, eczacı ablayı kremi koluma sürerken buldum en son. :)) 


 Sonraaa bize dediler ki, çocuklar akşama geliyorsunuz değil miii? Biz de dedik ki neden kiii akşama ne var? :) Meğer köyün her yıl olan en önemli festivallerinden biri varmış. Ama ne festival! Resmen büyülendik... Aziz Haralambos Büyük Panayırı'nda; gece yarısından sonra her yer adeta uçan atlarla dolacaktı da haberimiz yoktu zira. Hayatımda yaşadığım hem en "tehlikeli" :)) hem en büyülü anları yaşadım desem yalan olmaz.


 Ben size şu fotoğrafı göstereyim sadece siz hayal edin. Adanın en lokal etkinliklerinden biri olan bu panayır için ayrı bir post geliyor, sırf efsane fotoğrafları için aslında. :)


 Derken akşam Ayaparaskevi Köyü'nde geri dönmek üzere Petra'daki otelimize doğru yola çıkıyoruz. Bu sıra köyün meydanındaki, 1898 yılından beri ayakta olan çınar ağacına bir selam...



Bu köyün ufak meydanlarından biri; durun durun, bir de akşama görün burayı...


Köyden çıkarken bu manzara sıkça oluyor, hatta tüm adada oluyor desem doğrudur. Dar, taş sokaklar ancak bir araçlık. :)



 Petra ile arası 8-10 dakika olan Mithimna'ya doğru...


Petra Ada'nın en ünlü, turistik yerlerinden biri bu arada.


 Bu da size "Evet, şu an Petra'dasınız." diyen meşhur manzara. :)


 Biz burada Clara Hotel Resort'ta kaldık 2 gün. Petra merkezin sol ucunda, ayrı ayrı tasarlanmış ufak villalar gibi bir şey diyebilirim. Bir daha gitsem burada kalmam ama, ama manasız pahalıydı hem de kahvaltıdaki kızarmış peynirli kabak çiçeği dolması dışında pek bir numarası yoktu. Adada birçok butik mekan veya daire tarzı konaklama mümkün, bence onları tercih etmek daha iyi.


 Oda böyleydi, ama en güzel yanı...


 Balkonda şööyle bir manzara olmasıydı.


Burası Petra'nın meşhur pastanesi Tsalikis (Çalikis okunuyor), direkt merkezde zaten kolayca göreceksiniz. Burada akşam tatlı bir şeyler yenebilir.


 Lakin çokça açız ve çarşıdan dar sokaklara dalıyoruz bir şeyler yemek için.


 Durun, sizin sıranız da gelecek. :))


 Ama aşırı turistik yani. Özellikle kuzey ülkeleri akın etmiş Petra'ya. Hani yazları Bodrum gibi.


Evet efendim, şimdi çok ünlü mekanlar vardır; kimilerinden tam da bu yüzden kaçmak gerekir, kimilerinin ünlü olmak için haklı sebepleri vardır. Heh, işte Petra'daki Kalderimi ikincisinden. Burası hem dönerci sınıfında, hem restoran. İçeride hem turistler var, hem lokal ahali. Gayet de büyük, güzel porsiyonlar hazırlıyorlar. Şöyle bir bakalım neler yapmışız burada.



  Fiyatlara dair menüden de birkaç ipucu gelsin...


  Yunan birası içmek isteyenler Alfa, Mythos, Vergina veya en eskilerden Fix'i deneyebilir.


Böyle tatlı bir bahçesi var mekanın.


 Dilerseniz hazır Yunanistan'a ayak basmışken çıldıran bazı Selanikli arkadaşlar gibi souvlaki dönere saldırabilirsiniz. :))


 Veya bendeniz gibi tavuk souvlaki takılıp damak zevkinize göre bir şeyler ayarlayabilirsiniz.


 Yunanistan'ın onca şehrinde adasında, hala beni büyüleyen bir patlıcan salatası bulamadım. Çalışmalarımız devam ediyor.


 Melerence'nin Youtube sayfasında en pratiğinden (buraya klik) görebileceğiniz gibi, acılı peynir ezmesi diyebileceğimiz tirokafteri. Anlaşıldığı üzere şu biberlerle sunum yapmak hemen her Yunan tavernasında pek meşhur bir olay.


Derken, karınları doymuş mutlu çocuklar dar çarşı sokaklarından denize doğru yürüyor.


Petra'ya pek yakışan akşam güneşi eşliğinde Ayaparaskevi'deki panayıra doğru yola çıkıyoruz...


Kısa süre sonra gelecek yazılarda daha Petra Kalesi'nden maviliklere yukarıdan bakacak, Ayaparaskevi'den panayır hikayeleri anlatacağız...



 Ta leme,
Melis


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder