12 Mart 2015 Perşembe

Bir Bakışta "Bursa"

Geçenlerde, birkaç gün Bursa'ya gidip, İstanbul'dan güzelce bir uzaklaşma fırsatı buldum. Bursa zaten enerjisini çok sevdiğim bir şehir ki, çok iyi geldi ruhuma. Yazı içerisinde göreceğiniz Koza Han'dan ayrıca bahsedeceğim daha sonra, zira çok huzurlu bir yer... Bakalım bir bakışta Bursa'dan neler kalmış geriye.

Yenikapı'dan İdo ile Bursa'ya...

Gemiler adeta uçak gibiydi, şaşırdım gerçekten konfor ve büyüklüğüne.


Şöyle küçük bir keyif yapmayı da ihmal etmedik; seyahat sırasında çay ile atıştırmak en büyük zevklerimizden. :)


Derken kısa süre sonra Bursa'ya varıyorum. Burası tam anlamıyla bir "hanlar, camiler" şehri... Özellikle o kadar çok han var ki, bu tabela her şeyi anlatmaya yetiyor sanırım.


Diğer bir özellik ise, böyle eski stil, minik minik bir sürü cami olması kentte. Çoğunun önünde yaşlı bir ağaç ve güzel bir avlu var. Adeta her yeni sokakta yeni bir camii çıkıyor karşımıza.


Burada yapılışı 1451 olan bir cami var.


Bursa'nın Eminönü'nü andıran güzel bir alanı ise Tuz Pazarı; çeşit çeşit dükkanlar dört bir yanda... "Zeytinci" kavramı ayrı bir hoş.


Şehirde Osmanlı hissi, o tarih kokusu her yerde gerçekten. Bursa'nın net bir şekilde hissedilen, tarihi bir ruhu var...


Ve benim en sevdiğim, Koza Han. Üst balkon kısmında ipekten eşarplar vesaire satılan birçok dükkan var. Özellikle bahar aylarında ise hışırdayan dev ağaçları ile, adeta film seti gibi bir yer burası.


Koza Han'da yapılacak en güzel şey, Han'a özel farklı-rengarenk eski stil kahve fincanlarında güzel bir kahve içip, bu handan kimlerin gelip geçtiğini hayal etmek sanırım...


İçtiğimiz leziz kahvenin fincanı kulpsuz; yine Koza Han'da sıkça rastlayacağınız 'ilginçliklerden' biri diyelim, bu "eski hissi" bana bu hanı sevdiren bir diğer şey.


Özellikle vintage sevenleri delirtecek güzellikte vitrinler ve kahve fincanları...


Bu da Bursa'nın tramvayı; ismi "ipek böceği" imiş. :)


İlginç hikayeleri, dev gibi gövdesi, tarihi yapısı ile Ulu Camii.


Ve elbette, iskender kebabın doğum yerinde yapılacak en güzel şey "hakiki" bir kebap yemek. Üstelik hakikaten bu "İskender Bey'in torunları" işletiyor buraları. İlk açılan ve ünlü olan küçücük dükkanlarının önünde uzun bir kuyruk vardı. Biz de bir arka sokaktaki daha büyük - yeni yerlerine gittik.


Sonuç ise böyle; tadıyla "hakiki" olduğu belli olan, Bursa'ya günübirlik gelme nedeni bir tabak. Bir de hayatımda ilk kez şıra içtim yanında, resmen alkolsüz şarap, aynı tat. :) Enteresandı.


Derken dönüş vakti geliyor iki gün sonra, gemiye gidiyorum. O gün uyarmışlardı fırtına olacak diye, içten içe hoşuma gidiyordu bu durum, nedendir bilinmez. Fakat... Hayatımda ilk kez denizden koşarak uzaklaşmak istedim; adeta uçarak gittik İstanbul'a, hayatımın en zor yolculuklarından biriydi. Afedersiniz poşet falan dağıttılar artık. :P Çok şükür ki benim ihtiyacım son anda olmadı ama olanlar vardı. Feribotun önü havaya kalka-denize vura vura gitti, artık bayılacağım sanmıştım. Şu an İdo bileti görmeye dahi dayanamıyorum; daha fırtına varken yola çıkarsam ben de Melerence değilim. :O


İki saat gibi bir sürede İstanbul'dan, böylesine ruhu olan bir şehre varmak, biraz olsun sevdiğim insanlarla nefes almak gerçekten çok güzeldi. Bursa'yı en kısa zamanda keşfetmeniz dileğiyle...

Melis

*

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder