2 Temmuz 2013 Salı

"Kızım, o mavi neliymiş?"

Her şeyin bir herkesçesi olduğu gibi, Melerence'si de var tabii; lakin tüm yapıp yaşadıklarımı yazamadığım için post yağmuruna tutamıyorum sizleri. Pek bir yere gittiğim de yok doğrusu; az ve öz oluyor gezmesi benim için.

Derken, İzmir'deydim geçtiğimiz günlerde. En güzel çocukluk yıllarımı geçirdiğim, Türkiye içinde başka bir ülke olan, markete bile gitseniz sokakları dolduran deniz kokusunu aldığınız naif şehir. (Tecrübe eden bilir ancak; körfezin eski kokusunu hatırlayanlardan olmakla duyduğum anlamsız gururu belirtmek isterim.) Bolca izledim, gezdim, dinledim sokakları... İzmir, çünkü, hakikaten farklı bir şehir. İnsanlarıyla, algısıyla, rengiyle bir başka. Misal, Bornova-Karşıyaka minibüsünde tüm koltuklar dolu, ayakta da 5-6 kişi var. Sol tarafta iki polis belirince, şoför rica etti: "Ayaktaki arkadaşlar bir zahmet yere eğilebilir mi? Polisi bir geçiversek." Koca koca adamlar da eğildi pat diye. Polisi geçince şoför "Buyurun, şimdi kalkabiliriz, çok sağolun." diye teşekkür etti, kimseden de çıt çıkmadı. Ben tabii, o esnada bu durum İstanbul'da olsa ne olur diye hayal edip tabir-i caiz ise sırıtıyordum. Minibüse binen insanlar ve şoför arasında, parayı uzatırken "Al canım, buyur güzel oğlum, çok sağol teyzem, tabii bey amcam" tabirlerini duydukça hayatı sorgulamaya falan başlıyor insan. 

Bir diğer sahne de ayrı güzel hissettirdi beni. Birkaç defa görmüştüm internette "mavi dondurmayı". Karşıyaka çarşısında gördüm ilk defa, aldım, hem yiyor hem yürüyorum. Yaşlı bir amca durdurdu, soruyor heyecanla: "Kızım, o mavi neliymiş??" Bir gülümseme geldi ki içime sormayın; her ne kadar mavinin bir gıda ile değil, gıda boyası ile alakalı olduğunu öğrensem de. (Metin başlığını da buldum.)

Bizim köyümüz İzmir'in sayfiye yerlerinden, haftasonları pikniğe gidilen, yeşillikler içinde, çok güzel bir yer. Bir de düğün vardı köyde gittiğimde. Bu İzmir düğünlerinin en sevdiğim yanı, sonlara doğru (rakı etkisini göstermeye başlayınca) sahneye dökülen, normal hayatta pısırık bir tip bile olsa aniden "efeleşiveren" harmandalı topluluğudur. Çok ama çok severim müziğini de, dansını da. Bir de 7-8 yaşlarında "efe kıyafeti" giydirilmiş bir minik de Harmandalı oynadı, o bile efeleşti hani; danstan sonra da parka gittiler.

Son gittiğimden bu yana, genişçe bir metro hattı da kurmuşlar İzmir'e. İstanbul ayrı tabii; fakat İzmir de oldukça büyük bir şehir. Bu yüzden metro çok iyi olmuş, dört bir yana gidebiliyorsunuz Kentkart ile. Ben de tüm imkanları kullandım; kumrunun, İstanbul'da zor bulacağım boyozun, midyenin, deniz börülcesinin keyfine vardım da geldim. Yine İstanbul kısacası; İzmir'de reklam yazarlığı stajı bulma düşüncelerinden son anda sıyrıldım.

Olur da Türkiye'de yaşarsam, gideceğim yer İzmir'dir. Her gün gözle görülür derecede kırmızılaşan böğürtlen salkımlarından bir kare ile...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder