16 Mayıs 2013 Perşembe

İstanbul'un Kaybettirdikleri

Her yıl milyonlarca turistin akın ettiği büyülü bir şehir, sayısız güzelliği ile Türkiye'de yaşayan hemen herkesin hayatını sürdürmek istediği bir şehir, Doğu ve Batı kültürlerini buluşturan özel bir şehir, Istanbul.

Yıllardır bu güzel şehirde yaşarım. Sık sık Boğaz'a gider, Sultanahmet'ten Gülhane'ye bırakırım kendimi. Onlarca farklı lisan duya duya, tarihi kaldırım taşlarından kimler gelip geçmiştir diye düşünür, devşirme mekanlara iç geçiririm. Haftada üç-dört kez Ayasofya'ya gider, dört meleği de görebileceğim bir tarihi taş üstüne oturur, önce tarihin kırgın hatırasını, sonra insanları izler, bolca yazarım. Ardından, burada geçirdiğim hemen her gün, bu güzel şehirden ve güzelliğinin ardına sakladığı ruhsal ızdıraptan "kurtulacağım" günü beklerim. Kesinlikle. "Kurtulmak".

Bu güzel şehir çünkü, çok, ama çok şey kaybettirir insana. Sokaklarda, dört bir yanınızı çeviren mutsuz suratlardan da anlayabilirsiniz bunu, metrobüs sıralarındaki lanet eden bakışlardan da. Her sabah -oldukça yaratıcı- kavgalar uyandırır sizi tramvay camındaki uykunuzdan. "İnsanlık öldü mü?" sorusunun cevabı da "Metrobüs" tür. Öyle bir kaybettirir ki size bu şehir, ihtiyacı olan birine yer vermek "Deli miyim ki metrobüste "millete" yer vereyim?!"dir burada.

Kolunuza dokunup sizden bir şey isteyen herkesi "potansiyel gaspçı" olarak görmek, biri size bir şey sormasın diye karşı kaldırıma geçmektir İstanbul. Evden okula-işe gidebilmek için üç çeşit taşıta binmek, -ne oturması?- ayakta duracak yer bulunca şükretmektir. Ah o güzel akşam vakitleri Istanbul'un... Yok. Akşam vakitleri boğaza bakmak Istanbullular için geçerli değildir çoğu zaman. Tanrı'nın adeta "lanetlediği" saatlerdir hatta, şöyle bir 17:00 - 20:00 arası. Tek bir güzel yanı vardır bu saatlerde, misal, tramvaya binmenin... Tutacak bir yer dahi bulamazsanız da, yere bile düş(e)mezsiniz. O kadar sıcakkanlı bir şehirdir.

Sayısını kestiremediğim kadar çok çocuğun, 6-10 yaşlarındaki, dilenen, dilendirilen bir sürü çocuğun yüzündeki 30 yaşlık ifadedir Istanbul. Duyguları alınmış, yalana alışmış, kirli yüzünden parlayan yeşil gözlerinde artık hiçbir şey hissetmeyen, 7 yaşına yeni girmiş bir kız çocuğudur İstanbul. İnsanların güzel doğa manzaralarını ancak duvarlarında yaşattığı, yollarda eriyip her gün biraz daha ölen ruhların, bir adamlık yere on kişi doluşup, metrobüs içinde oksijensiz geçen her bir saniyede daha çok "değersiz" hissettikleri, Doğu ve Batı'yı birleştiren, medeniyetler beşiği, Boğaz Köprüsü'nün güzelliği ile her yıl milyonlarca......

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder